Canım pasta istedi.Babamı arayıp pasta istedim.Babam böyle şeyleri hep unutur.Getirmeyeceğini bilerek pasta özlemimi içime gömdüm.Sonra babam pastayla geldi.Ama bileydim bu kadar boktan bir pastayla geleceğini vaktini boşa harcamazdım adamın. Konu o değil.Justin ingilizceden kalmış.Bildiğin kalmış.Geçen yolda gördüm.Mahçuptu.Buna çakmak demeyi öğreten çocukla konuştuk.Çocuk buna "Bak Justin!Olm kalcan devamsızlıktan gel şu derslere." demiş.Justin de "Ben amreikalıyım kalmam ben" demiş.Justin'in babası türk evet. Şimdi ingilizceden kalma ihtimalimi yüzde seksen olarak görüyorum ama hala o yüzde yirmide olabileceğime dair umutlarım var falan.Kalırsam babama elin amerikalısı kaldı diycem.Ne d,yebilir ki?
"Ve işin en kötü tarafı da, bohem takıldığında ya da bunun gibi bir çılgınlık yaptığında, sen de herkes kadar düzene ayak uydurmuş oluyorsun, sadece biçim farkı var."
Servisi 1 saat beklemektense dolmuşla Sıhhiye'ye gidip eve metroyla gitmek çok mantıklı gelmişti."Maltepeden geçer mi?" sorusuna aldığım "Yeni yapılan yerden geçiyom" cevabı bana bizim evin önünü tarif ediyor gibi gelmişti.Yarım saat daha çişimi tutsam birşey olmazdı. * Trafik vardı.Dolmuş abuk sabuk yollarda dolabıyordu.Dolmuş hopladıkça böbreklerim isyan sinyalleri veriyordu.Dişimi sıktım.Dayanırım dedim.Dolmuşta altıma kaçıracak değildim sonuçta.Sonra dolmuş beni Maltepe'ye götürecek olan dönüşe girmedi.Şoföre olan güvenim tamdı.En kötü ihtimal Sıhhiye'ye giderdim.Ama artık sıkışmış insan değildim canım acıyordu.Başka şeyler düşünmek istedim.Olmadı.Sıhhiye'ye yaklaşırken kadının biri indi.Ben de içeride o kadar insanın içinde dudağımı çiğneyerek -artık ısırmayı geçip çiğnemeye başlamıştım çünkü- yolculuk etmektense indim.Attım kendimi dolmuştan. * Nerde olduğumu bilmiyordum.Bir yere benzetmiştim ama orası değildi.Sonra ileride camiyi gördüm.Maltepe Camii olması için dua ederek ilerledim.Yürürken vücudumun içinde idrarın biriktiği bir organın varlığını hissettim.Resmen ben yürüdükçe o hopluyordu.Resmen bir iç organımı hissetmiştim.Yani çok ilginç.Acıktığımızda midemizi hissetmemiz dışında hissetiğimiz bir organ yok galiba. * Eve 20 dakika yürüdüm.Yokuş tırmandım.Apartmana girerken amcanın biriyle karşılaştım.Adam benim için kapıyı tuttu ve ben uzakta olduğum için adamı bekletmemem gerektiğinden koşmak zorun da kaldım.Büyük adımlar atmak bile büyük bir riskken koşabileceğimi de nerden çıkarrtıysam?Neyse ki özsaygımı kaybetmeme sebep olacak birşey yaşamadan içeri girdim.Asansör 3. kattaydı.Zaten lazım oldu mu başka katta olur allaaanbelaaasıı.3ten 4 e çıktı.(Hangi gerizekalı lan o?!)Sonra yavaşça inmeye başladı.Bu sırada ciddi şekilde iç organlarımın patlayacağını hissettim. * Sonuç olarak yetişkin bir bayana yakışmayan bir şey yaşamadım.
Çok kötüydü lan.2 saatte falan geldim eve galiba.Bilmiyorum.Zaman kavramımı falan yitirdim bildiğin.
Hep ortam oluyor anlatıyorum bir şeyler.Sonra diyorum ki bunu bloga yazayım.Geçen yine yeri gelip anlattığım evden kaçış hikayemi anlatacağım.
Mekan yine Kayseri'nin minik ilçesi.O kadar minik ki yani o kadar olur.İnanmayanlar şuradan okusun.O zamanlar ben ilkokuldayım.3.sınıf falan şimdi bilemedim.Neyse.Bizim evde bir kız çalışıyordu.Hani hem ev işlerine yardım ediyordu hem de bize bakıyordu falan.18-19 yaşlarındaydı.Adı...Adıyla dalga geçmeyeceğinize söz verebilirseniz okuyun hikayenin devamını.
Adı EMİŞ'ti.
Neyse.Ben çok severdim Emiş Ablayı.Adına da pek takılmazdık.İlçe çok küçük olduğundan yürüyerek giderdi hava iyiyse.Ben hep bunların evini görmek isterdim.Davet ederdi bizim bahçede oyun oynarlar diye.Ama annemin iyi geçinip sınırları aşmamak gibi prensipleri olduğu için bir türlü izin alamamıştık.O gün Emiş abla evden çıktı.Yürüyerek gidecekti.Annem de yarım saate kadar gelecekti.Emiş Abla çıkınca, hemen arkasından ben çıktım.Ayağımda tuvalet terliği türünden bişeyler beş altı metre gerisinden takip ediyordum Emiş'i.Kız bir dükkanın önünde durakladığında apartman ya da ev gibi bir yerin girişine saklanıyordum.Kız durup birileriyle konuşursa karşı kaldırıma geçiyordum.İzlediği ajan filmlerinden etkilenen her gerizekalı ilkokul çocuğu gibiydim.Kendi çapımda büyük heyecan yaşamıştım.
Emiş Ablaların evi sanki daha kötü olması mümkünmüş gibi ilçenin varoş tabir edilebilecek bölgesindeydi.Yani tavşanın suyunun suyu gibi düşünün bunu.Yarım saat kadar sonra Emiş Ablalardaydık.Kız girdi eve.Ev de bildiğiniz gecekondu.Bahçesinde daha önce oturdukları kerpiç evin kalıntıları vardı.Duvarlar falan duruyordu.Evin içinden dut ağacı çıkmıştı bir tane.Sonra zaten duvarlara tırmanıp dut yemiştim.Neyse kız içeri girince ben tabi "Ee!Şimdi napcem yee!" oldum.Sonra tırsa tırsa gittim kapıyı çaldım.Emiş Abla dumur vaziyette açtı kapıyı.İçeri aldı beni.Annemin kızacağını falan söyledi.Sonra bahçedeki ağaçtan dut yememe izin verdi.Sonra benim tırsmam biraz geçince "Anneni arayalım" dedi.İstemesem de hani olacak birşeydi kaçış yoktu.İçeri odaya gittik.Zaten küçük olan evde hakkatten hiç kullanımayıp misafirlere ayrılmış bir misafir odasına girdik.Her yer dantel falandı.Tüm eşyalar eski ve ucuzdu ama hepsi eksikliklerini dantellerle örtüyordu.Aslında şimdi düşününce çok güzel görünüyordu salon.İkindi güneşini tam alıyordu.Tozluydu biraz, ışığı çizgi çizgi seçebilirdiniz.Yani bugün orada , tam da öyleyken bir çay içmek isterdim.Çok ilginç çünkü.Kimsenin umrunda olmayan bir ilçenin , kimsenin umrunda olmayan bir tepesinde, kimsenin kullanmadığı bir salon.Aslında evet.O anda sonsuza kadar kalabilirim.
Her neyse.Vitrinin üzerinde dantel örtülü bir şeye uzandı Emiş Abla.Dantel örgüyü kaldırdı.Telefon vardı altında.Tuşlu değil de çevirmeli olanlardan.Sonra "Dur burda." dedi.İçeri gitti.Minik bir anahtar getirdi.Telefonun anahtar deliği vardı.Anahtarı sokup çevirdi.O kadar şaşırmıştım ki annemden korktuğumu falan unuttum.Telefonu çevirdi.Uzun uzun.Sonra bekledi.Annemin sesi geldi.Benim yanında olduğumu falan anlattı.Sonra bana uzattı telefonu.Annem bağırmadı.Ama yani epey bir kızmıştı.Tam hatırlamıyorum ne dediğini.Ama annelerin dövmekten beter konuşmaları vardır ya.Öyle şeyler söyledi.
Bilmem kim amca geldi sonra beni almaya.Ben gitmek istemedim.Arabaya bindirdi beni.Ama gözlerim dolu dolu benim.Ağladım gitmiycem diye.Adam da iyi kalpliymiş."Sana dondurma alsam gider misin?" dedi.Bir yandan gözlerimi silerek olur anlamında başımı salladım.Çarşıya inince durdurdu arabayı.Algida Karbeyaz aldı.En ucuzuydu o.Tabi ben bunu bilmiyordum.Torununa da -ya da çocuğuna hatırlamıyorum- bundan aldığını söyledi ben farketmişim gibi.Adamın parası yoktu ama iyi biriydi.Sonra beni eve götürdü.Annem kızdı bana.Tahmin edersiniz işte.Sonra ben ağlamaktan ve korkmaktan yorulmuş vaziyette- epey de yol yürümüştüm- yattım uyudum ranzanın alt katına.
Sıçışıma 14 saat kala yazıyorum bu satırları.Hayırkabız değilim.Ama sanırım ingilizceden kalıyorum.
Hayırlısı.
Aklıma geldi ödev yaparken açayım yazayım dedim.Yoksa 200. blogum için içinde kabızlık barındıran cümleler hayal etmemiştim.Çok da bi tarafınızdı zaten.
Neyse.Geçen okulun bilgisarlarından twitter falan vakit öldüreyim yararlanayım dedim.Bir boş bilgisayar buldum.Oturdum.Ekranı kapalı.Açtım ekranı.Böyle siyah ekran.Yazılar falan var.Enter falan basarsın gider sanıyosun di mi?Bastım bir iki defa.Sonra aşağılarda sırayla"*m, g*t, ya**ak,s*k,ta*ak" falan yazıyordu.Bacak da yazıyordu da hadi o ezik kalmasın diğerlerinin yanında.Önce bir dumur oldum.Teşhirci saldırısına uğramış gibi.Sonra osuruğa güler gibi sırttım.Sinirli bir ruh haliye ortamı terk ettim.Şimdi düşün ki bunu yapan ünversite öğrencisi.Kim bilir mühendislik mi okuyor, kamu yönetimi mi okuyor?Bunu yapanın çoluğu çocuğu olacak düşünün ki.
SANA SESLENİYORUM!İÇ DÜNYANDA NELER OLUYOR?
SORUNLARINI PAYLAŞABİLİRİZ İSTERSEN?!
Ben sıçışa geri sayımı sürdüreyim.
Bu arada John gitmiş lan.Tüm Johnlar üzüyor beni.John'suz Red Hot nasıl olacak?Olacak iş değil.